|
ARMUTLU DERNEGI
İçemizin daha önce İbasdı ( İbasda ya da ibassa ) 1900'lü yıllarda Aybastı
olan adı üzerinde halkın dilinde pek çok söylenti ve öyküler mevcuttur.
Bunlardan en önemlileri yöremizin fethi sırasında karanlık bir gecede ayın
bulutların arasından birden çıkarak ortalığı aydınlatması sonucunda işi
kolaylaşan fatihlerce Aybastı şeklinde konuşmalarından dolayı yöreye bu adın
verildiği şeklindedir.
Bir diğer söylentiye göre belden aşağısı tutmayan çocuğunu, şifa aramak
amacıyla yöreye getiren bir bey bir süre sonra çocuğun iyileşerek ayaklarını
basması sonucu beyin sevinçle “Ay bastı! Bastı! Ya da iyi bastı” şeklinde
sevinçle bağırması sonucu yörenin bu adla anıldığıdır ki yöremizin adının bazı
tarihi tarihi kayıtlarda İbasda, İbastı bazı kayıtlarda da Espadia veya İpsadı
şeklinde geçmesi itibariyle bu öykülere pek uymamakatdır.
TÜRKLER'DEN ÖNCE AYBASTI
İlçemizin adının Phacisane (Fatsa), Hapsamina (Hapsamana- Gölköy),Oinoie
(Ünye) gibi aynı tür isimlerden ve bu isimlerle aynı devirlerde (Pontus krallığı
Dönemi) verildiği muhtemeldir. Çünkü ilçemiz topraklarında bu devirlere ait
yaşam izleri mevcuttur. Aybastı'nın verimli toprakları sağlıklı yaşama elverişli
toprakları her devirde insan topluluklarının ilgisini çekmiştir.
Yunan kaynaklarına göre Aybastı'yı da içine alan bölgede ilk egemen halk
kütleleri Kalipler , Kolk, Kokonlar ve Tiberen'lerdir. (Ayrıca ilçemizde tarih
öncesi devirlere ait mağara yapıtları da mevcuttur). Bu kavimler uzun bir süre
Hitit , Pers, Met ve Pont devletlerine bağlı olarak yöremizde egemen olmuşlar ve
demircilikle uğraşmışlardır. M.S. 70'li yıllarda bölge Peçenek ve Uz
Türkleri'nin akımlarına uğramış ve işgal edilmiştir. Dillerini ve geleneklerini
unutmayan bu Türk boyları daha sonra gelen Türk Boyları ile bütünleşmişlerdir.
Roma İmparatorluğu'na bağlı unsurların Anadolu'yu ele geçirmeleri sonucu Aybastı
bölgesiyle beraber önce Sivas Dukalığı'na daha sonra da Trabzon Eyaleti'ne
bağlanmıştır. MS. 395 de Roma İmparatorluğu'nun ikiye bölünmesi sonucu Aybastı
Doğu Roma İmparatorluğu'nun topraklarında kalmıştır.
TÜRKLER AYBASTI'DA
Ortaasya'dan kopup gelen Türk Boyları İran toprakları üzerinde kurdukları
Büyük Selçuklu Devleti'yle Bizans İmparatorluğu'na komşu büyük bir imparatorluk
kurarak Anadolu'ya akınlar düzenlediler. 1054'te Van Gölü civarına gelen Sultan
Tuğrul Bey ordularını üç bölüme ayırarak bir kolunu Kafkas Dağları, Erzincan
Yöresi ve Canik Ormanlarına yöneltti. Bu Türk akınlarını 1071'de Malazgirt
Savaşı'nın kazanılmasıyla geriden gelen Türk kuvvetleri destek verdiler.
Selçuklu Sultanı Alpaslan'ın komutanlarından Artuk Bey, Afşin, Kutalmış Oğlu
Süleyman Şah gibi komutanlar yöremizi de içine geniş bir alanda fetih
hareketlerine başladılar. Kutalmış oğlu Süleyman fethettiği toprakları
kendilerine bağlayarak Anadolu Selçuklu Devletini kurdu. Bu sırada Süleyman
Şahın dayısı Danışmend Taylı Beyin oğlu Gümüştekin Ahmet Gazi Orta Anadolu'da
Sivas Amasya, Tokat ve Niksar yörelerini fethederek Anadolu Selçuklu Devleti'ne
bağlı Danişmentli Beyliği'ni kurdu. Selçuklular'ın taht mücadelelerinden
yararlanarak bağımsızlığını ilan etti. Selçuklular ile birlikte Haçlılar'a ve
Anadolu Selçuklu Devleti'ne karşı çetin mücadeleler verdiler. Daha önce Sivas
olan başkentlerini güvenlik nedeniyle Niksar'a taşıdılar. Ahmet Gazi'nin yerine
geçen oğlu Melik Emir Gazi Beyliği'nin sınırlarını bilhassa sahile doğru
genişletmek amacıyla Canik denilen bölgeye seferler düzenledi. İlk etapta doğuda
Mesudiye, İskefsür ve Aybastı; Batı da ise Ünye, Fatsa Bölgeleri
Danişmentliler'in eline geçti. (1115 - 1134) İlçemiz Canik diye bilinen yörenin
Niksar'a göre ilk bölümlerindendir. Bu nedenle Türkler'in eline geçen ilk
yerlerdendir. Daha sonraki yıllarda bazı yerlerin Bizans'a geçmesi üzerine
Danışmentli Melik Muhammed yöreye bir sefer daha düzenleyerek daha etkin
hakimiyet sağlamıştır. Danişmentli Hükümdarı Emir Nizamettin Yagıbasan Ünye
üzerine bir sefer düzenleyerek (1157) Ünye'den itibaren Bafra'ya kadar tüm
sahili ele geçirmiş, bir yıl sonra bu yerler antlaşma ile vergi karşılığı
Bizans‘a terk edilmiştir.
Emir Muhammed'in ölümü üzerine başlayan taht kavgalarına As Devleti Sultanı
Kılıçaslan Danişmentli Beyliği'ne son vererek topraklarına kattı. (1175) İlçemiz
toprakları üzerinde Danişmentliler devrinde yapılan savaşlarda şehit düşmüş
asker ve komutan mezarlarına rastlanmaktadır. Kutlu Doğmuş Evliyası, Kümbet
Evliyası etraflarında çok sayıda şehit mezarları mevcuttur.
Moğollar'ın Anadolu'yu işgali sonucu Anadolu Selçuklu Devleti yıkıldı. İlçemizde
içinde bulunduğu topraklar İlhanlı Devleti, Eratna (İlhanlı) Beyliği, Kadı
Burhanettin Beylikleri'nin topraklarında kaldı. Kadı Burhanettin ordusu ile
İskefsür'e kadar gelmiştir.
Aybastı ve yöresinin dağlık oluşu fetih sırasında Türkleri çok uğraştırmış fetih
uzun yılları almıştır.(115- 1134) Hatta Emir Melik Gazi'nin ilçemize düzenlediği
bir sefer sırasında Kutlular'da Yaras mevkiinde yaralandığı; öteki komutanların
askerlerine:” Yarısını asın, yarısını kesin!” şeklinde emir verdiklerini; Emirin
acilen Niksar'a götürüldüğü sırasında kanının damladığı yerlerin evliya olarak
değerlendirildiği mahalle insanları tarafından anlatılmaktadır.
OSMANLI DÖNEMİNDE AYBASTI
Aybastı ile bu döneme ait bilgileri İlçemizin yetiştirdiği çok değerli
Hocamız Prof. Bahaeddin YEDİYILDIZ'ın Ordu Kazası Sosyal Tarihi adlı araştırma
eserinde rastlıyoruz. Buna göre 1485 Yılı Tahrir Defterlerinde İlçemizin adı
Bölük-i Fidâverende ‘dir. Fidâverende'nin merkezi belli olmamakla birlikte Elbey
Köyü'nün olma ihtimali üzerinde durulmaktadır. İbassa ise Fidaverende'ye bağlı
köyler envanterinde 1455'te 49 haneli bir köydür. Köy Yörgüç Paşa'nın Gulâmı
(temsilcisi) Togan'ın tımarıdır. Köyde cami vardır. Seydi Ali Fakih imamlık
Dervişoğlu Akdoğan Zaviyedarlık yapar. Köyde dervişler yaşar. Kızılot
Karyesi'nde (Köyünde) 3 adet Derbentçi vardır. İbastı bu tarihlerde İskefsur
kazası Şebinkarahisar Sancağı, Erzincan Eyaleti'ne bağlı bir nahiyedir.
İlçemiz Tokat, İskefsur , Niksar yöresini sahile Fatsa Limanı'na bağlayan
en kısa ve emniyetli yol üzerinde olması nedeniyle çok önemlidir. İlçemiz
topraklarında çok eski tarihlerde kullanılan bir ipek yoluna ait kalıntılar
mevcuttur. Prof. Bahaettin YEDİYILDIZ Hocamızın eserine göre Fidâverende'nin
nüfusu hane olarak komşu nahiyelerden daha fazladır. (İbassa 626 hane, Hapsamana
346 hanedir. İlçemiz 1485'te 643, 1520'de 1006, 1547'de 1590, 1613'te ise 1745
hane nüfusa sahiptir. Buradan harekele ilçemizde aşırı bir nüfus artışı olduğu
göze çarpar.)
Aybastı Osmanlı Padişahları'nın Doğu'ya düzenledikleri seferlerin
yakınından geçmesi nedeniyle doğrudan etkilenmiştir. (Yavuz Sultan Selim'in
Selemen Yaylası'nda konakladığı bilinmektedir.)Yöremizin idari merkeze uzaklığı
ve ormanlık oluşu her devirde kanun ve asker kaçaklarının barınağı haline
gelmiş. Yerli beyler her zaman problem çıkarmışlar, bu yüzden Osmanlı Devleti
yöremizde her zaman fazla askeri kuvvet bulundurmuştur. III. Mehmet Döneminde
Sancak Beyliği elinden alındığı iddiasıyla isyan çıkarıp devleti hayli
uğraştıran ünlü Celali, Karayazıcı devlet kuvvetlerinden kaçarak Canik
Dağları'nda Perşembe Yaylası'na sığınmış ve burada ölmüştür. (1603)İlçemizle
ilgili daha net bilgileri Kudret EMİROĞLU'nun yeni yazıya çevirdiği
1869-1870-1871-1872-1873 ve 1874 tarihli Trabzon Eyaleti Salnameleri'nde
rastlamaktayız.Bu kayıtlara göre bu yıllarda Aybastı Ordu kazasına bağlı nahiye
idi. Nahiyede 143 hane Rum 983 hane Türk nüfus yaşar. Nahiyede 13 cami, 10
hatip, 5 adet Kilise, 7 adet Rahip, 11 adet Müslüman mektebi, 2 Rum mektebi, 1
adet medrese, 1 adet de müderris bulunmaktadır. Ayrıca nahiyede belediye
teşkilatının mevcut olduğu reisin İbrahim Ağa Azanın da Abdulkadir Ağa olduğu
kayıtlarından anlaşılmaktadır.1870 yılında nahiyedeki nüfus toplamı 1126 hane =
4307 kişidir. Nahiye müdürü Necip Ağa, Katibi Süleyman Efendi'dir.1874 Yılında
ise Aybastı ,Görele, Vakfıkebir ve Sürmene ile padişah iradesi ile kaza yapılmış
olup, Kaymakamı Ali Ağa Katibi Ahmet Efendi'dir. 1872 Yılı Salnamesinde o
devirlerde kullanılan takvimde 31 Mayıs'ta Perşembe Panayırı kaydına
rastlanmıştır.Aynı eserde “Aybastı Nahiyesinde tul ve arzları birer buçuk saat
mesafeli beş altı adet orman olup bu ormanlarda yalnız gürgen ağaçları vardır.
Hasıl olan kereste yalnız derun- i nahiye ebniyasına sarf olunarak yolları gayet
sa'bel- mürur olduğundan ahir mahalle nakil edilememektedir.”ifadeleri yer
almaktadır. Aybastı nahiyesinin kaza ve vilayete olan uzaklıkları yaya olarak
belirlenmiştir. Buna göre Aybastı'nın Ordu Kazasına uzaklığı 18 saattir.
Trabzon'a uzaklığı ise 63 saat olarak tespit edilmiştir.
İlçede o yıllarla ilgili nahiyede tüfenk, tabanca, çakmak imal edilir.
Nahiye dahilinde sarf edilir. Ayrıca Kuzköy'de Şeyh Halil, Şıhlı'da Şeyh Kutlu
Doğmuş, Akfatma'da Şeyh Hasan adlı veliler metfundur. denilmektedir.1874 Yılında
kaza yapıldığını gördüğümüz Aybastı'nın merkezinin belli bir yerde değil yöre
ileri gelenlerinin merkezi idareye baskı ve etkileri sonucu Sefalık Köyü (Konak
yanı) ile Esenli Köyü (Cami yanı) arasında yer değiştirdiği görülmüştür. Merkez
bir ara 1854 yılında gelerek Sefalık'a yerleşen Hazinedar Oğulları'nın bulunduğu
Sefalık'a geçmiş (burada halen mevcut olan tarihi hamamlar, fırınlar bu devirde
yapılmıştır) Daha sonraki yıllarda (1900) ilçe ya da nahiye merkezi Esenli
ağalarının etkinlikleri sonucu eski yerine geçmiş. İlçe merkezinin bugünkü yere
kurulmasında Remzi Efendi ve Rüştü Efendi adlı kişiler önderlik etmişlerdir.
Bugünkü Merkez Camii o yıllarda yapılmıştır. İlçemiz 1945 yılında ilçe olan
Gölköy'e bağlı bir nahiye olarak bağlanmış, şehrin hızla gelişmesi sonucu 1957
yılında ilçe olma hazırlıkları başlatılmış, 1959 ‘da da ilçe olmuştur. Bu
yıllarda Belediye Teşkilatı geliştirilmiş sonra İbrahim Gökalioğlu ilk Belediye
Başkanı seçilmiştir. Daha sonraki yıllarda kurulan Esenli Köyü Kalkınma
Kooperatifi sayesinde ilçemizden Almanya'ya çok sayıda işçi gönderilerek
ilçemizin yaşam düzeyi geliştirilmiştir.
|